Cumhuriyet Tarihinde Ekonomik Krizler

Geçtiğimiz hafta Pazar gecesi dünya piyasalarını takip edenler gece yarısı sürpriz haberlerle karşılaştı. Asya piyasalarının açılmasıyla yabancı piyasalarda işlem gören Türk Lirası dolar karşısında yüzde 15’e yakın değer kaybetmiş ve dolar/TL paritesi 8.45 seviyelerine yükselmişti. Önceki Cuma gecesi Merkez Bankası Başkanı’nın dört ay içinde dördüncü kez görevden alınması ve Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmasının fiyatlandığı pazartesi sabahı Türkiye’de ve dünyada Kara Pazartesi mi gerçekleşiyor sorularını uyandırdı. Pandemi koşullarında dış ticaret dengesinin bozulması ve turizm gelirlerinin önceki yıllara göre oldukça düşmesiyle zaten zor bir dönemden geçen Türk ekonomisi alınan siyasi kararlarla yeni bir krizin eşiğine geldi iddiaları yükseldi. Neyse ki pazartesi günü ve haftaiçi yeni Merkez Bankası Başkanı’nın açıklamaları ve Borsa İstanbul’daki yükselişle birlikte dolar/TL kuru 7’li seviyelere geriledi. Ancak bu hızlı hareketler özellikle yaşça büyüklerin ekonomik krizler ile geçen yıllarını zihinlerinde canlandırdı. Biz de hazır ekonomik çalkantılar görece durulmuşken hafızalarımızı tazeleyelim istedik ve Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinde yaşadığı ekonomik krizlere göz atalım istedik. İyi okumalar.

1929 Ekonomik Buhranı

1929 krizi
Soldaki adamın boynunda “Düzgün bir adam olarak düzgün bir iş arıyorum. Yaş 37. Savaş gazisi. Ev ve okul taksidi ödüyorum.” yazıyor.

1929 senesi sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Büyük Buhran sonrası krize girdiği bir yıldı. Birinci Dünya Savaşı sonrası savaşan devletlere verdiği büyük krediler ve yıkıma uğramış ülkelerin üretemediği ürünleri üreterek büyük dış ticaret kazancı elde eden ABD’de işler iyi gidiyor gibi görünse de aslında ekonomide tekelleşmenin çok yüksek boyutlara ulaşması ve bankacılık sisteminin günümüzdeki regülasyonlarla sahip olmaması dolayısıyla ekonomide görünmez bir kırılganlık mevcuttu. 21 Ekim 1929’da yabancıların Amerikan borsasındaki hisselerini satışa geçmesiyle başlayan panik 24 Ekim Perşembe günü zirve noktasına ulaştı ve bu satış dalgası 4000 kadar bankanın batması ve yüz binlerce insanın yatırımlarının yok olmasıyla sonuçlandı.

Bu krizin Dünyanın kreditörü ve tedarikçisi rolünü üstlenen ABD’nin krize girmesiyle diğer ülkelere sıçraması kaçınılmaz oldu. Etkilenen ülkelerden biri de Türkiye oldu. Türkiye’nin dış ticaret hacmi 1932’ye gelindiğinde 1928 senesinin yüzde 40’ına kadar düştü, yapılması planlanan Ford Motor Fabrikası kurulması gibi yatırımlar kriz nedeniyle ertelendi. Petrol fiyatlarının artması sonucu çiftçiler benzin alamaz duruma geldi ve tarımsal üretim ciddi şekilde geriledi. Dünyadaki genel durgunluk dolayısıyla ithalat için gereken döviz borçlanmaları aksadı.

1946 Krizi

Menderes hükümeti
Adnan Menderes hükümetleri 1950’li yıllardaki politikalarıyla ülkenin ekonomik darboğaza girmesinde rol oynadı.

II. Dünya Savaşı’nın son yıllarında tarımda çalışan genç erkek nüfusun büyük kısmının seferberlik kapsamında askere alınması ve birkaç yıl üst üste kötü hava koşulları yaşanması dolayısıyla Türkiye’nin en rekabetçi olduğu tarımsal ürün üretimi düştü. Bu dönemde 1940 tarihinde çıkarılan Milli Koruma Kanunu ile hükümete geniş yetkiler verildi. Bunlar arasında üretilen malların değeri ödenerek el koyup stoklama, fabrikalara el koyarak işletme, işçilere zorunlu mükellefiyet yükleme, fiyatları saptama gibi yetkiler vardı. Bu dönemde artan emtia fiyatları dolayısıyla maden gelirleri artmış olsa da genel olarak ekonomi kötü etkilendi ve Cumhuriyet tarihinin ilk devalüasyonu yapılarak dolar/TL 1,29 TL’den 2,80 TL’ye devalüe edildi.

1958 Krizi

1930-1945 döneminde fazla veren dış ticaret dengesi uygulanan ekonomi politikaları neticesinde 1950-1960 tarihleri arasında açığa dönüştü. Sermayenin büyük ticaret ve tarım burjuvazisinin elinde birikmesi sonucu gelir eşitsizliği ve ekonomik dengesizlik arttı. Uygulanan liberal politikala neticesinde yüksek enflasyon, bütçe açıkları ve dış ticaret açıkları ortaya çıktı. 1954’ten sonra artan ithalat ile döviz açığının ortaya çıkması, enflasyonun durdurulamaması, büyüme hızının yavaşlamasıyla ülke ekonomik bir krize girdi ve 1958 İstikrar Kararları yayınlandı. Bu kararlara göre TL yeniden devalüe edildi, kamu iktisadi teşebbüslerinin Merkez Bankası tarafından finanse edilmesine sınırlamalar getirildi, Merkez Bankası’nın para arzı kısıtlandı.

1974 ve 1980 Petrol Krizleri

Benzin yok
“Üzgünüm, benzin yok.”

1974 yılında petrol fiyatlarında meydana gelen dört kat artış dünya çapında enflasyon ve durgunluğun aynı anda oluşması anlamına gelen stagflasyona yol açtı. Durgunluk ve sonucu olan işsizlik dolayısıyla Keynesyen, kamu sektörünün büyük role sahip olduğu ve sıkı maliye politikaları öngören ekonomik politikalardan arz yönlü, liberal ekonomik politikalara geçiş başladı. Türkiye açısından bakmak gerekirse küresel çaptaki durgunluğa ve petrol kaynaklı enflasyon artışına 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası uygulanan ambargoların negatif etkisi de eklendi. Uygulanan ithal ikameci ekonomik büyüme modelinin ithalata bağımlı olması dolayısıyla dış ticaret açıkları arttı.

1980 yılında ikinci petrol kriziyle petrol fiyatlarının iki kat daha artmasıyla işsizlik yüzde 20, enflasyon ise yüzde 65’e yükseldi ve 24 Ocak Kararları olarak bilinen yeni bir istikrar programı açıklandı. Devalüasyonla Türk Lirası dolar karşısında yüzde 48 değer kaybetti, dalgalı kur politikasına geçildi ve yabancı sermaye girişlerinin özendirilmesine başlandı.

2001 Krizi – Anayasa Kitapçığı Fırlatılması

2001 ekonomik krizler
Ahmet Çakmak adlı vatandaşın “Sayın Başbakanım, al, ben bir esnafım.” haykırışıyla Başbakanlık önünde Ecevit’e fırlattığı yazar kasa ekonomik krizin sembolü haline geldi.

1982’de bankerlerin batması, 1990’da Körfez Savaşı, 1994’te kamu giderlerinin anormal seviyelere çıkması ve dolarizasyonun önlenmesi amacıyla Türk Lirası’nın reelde yüzde 77’ye varan oranda devalüe edilmesi gibi farklı sebeplerle çıkan ancak aynı sonuçları doğuran daha küçük krizler atlatılmaya çalışıldı ancak tüm önlemlere rağmen gelir eşitsizliğinin artması, kamu harcamalarının kontrol edilememesi, yüksek enflasyon ve işsizlik gibi yapısal sorunlara kesin çözümler üretilemedi.

Bu ekonomik çalkantılarla geçen dönemlerin birikimiyle zaten zor durumda olan ekonomi 19 Şubat 2001’de ansızın ortaya çıkan siyasi bir krizle tarihinin en derin ekonomik krizini yaşadı. Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sırasında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in hükümet üyelerine Anayasa kitapçığı fırlatması ve bunun Bülent Ecevit başkanlığındaki hükümet tarafından hızlıca basına yansıtılmasıyla İstanbul Menkul Kıymetler Borsası yüzde 18,1 oranında değer kaybetti, gecelik faizler yüzde 7500’e kadar yükseldi. Vatandaşların kriz paniğiyle dolara hücum etmesi ve Merkez Bankası’nın bunu önlemek amacıyla 5 milyar dolara yakın döviz satmasıyla likidite sorunu da öncekilere eklendi. Bankacılık sisteminin çökmesinin önlenmesi amacıyla tam serbest kura geçiş kararı alındı ve döviz piyasa koşullarında dalgalanmaya bırakıldı. Dolar bir gecede yüzde 30’dan fazla değer kazandı ve devletin borcu bu artışla bir gecede 30 katrilyon TL arttı.

Tarihteki En Ölümcül Hastalıklar için tıklayınız.

wikipedia

Beğen ve paylaş!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Süveyş Kanalı: Dünya Ticaretinin Ana Arteri

Paz Nis 4 , 2021
24 Mart’ta haber bültenlerinin son dakika olarak verdiği haberde Süveyş Kanalı’nın Japon Shoe Kisen Kaisha firmasına ait ve Tayvanlı Evergreen tarafından işletilen Panama bandıralı Ever Given gemisinin karaya oturmasıyla Kanal’ın gemi trafiğine kapandığı anlatılıyordu. Dünya ticaretinde 2020 senesinde geçiş yapan 18500 gemi ile yüzde 12’lik pay dolayısıyla çok önemli bir […]
Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial