Kandilli Rasathanesi Geçmişten Günümüze

Kandilli Rasathanesi
Kandilli Rasathanesi Günümüzde

Ülkemiz deprem kuşağında yer almakta. Dünyanın en hareketli faylarından birinin doğudan batıya geçtiği Türkiye 17 Ağustos 1999 depreminden bu yana deprem gerçeğini tartışmakta, hazırlıkların tam yapılık yapılmadığı, bina stoklarının depreme dayanıklılığı, vatandaşların deprem bilincine kavuşturulması gibi konular her zaman gündemi meşgul etmekte. Ülkemizin deprem araştırmaları konusunda teknik ve akademik kadrolarının yetişmesinde ise adını sıkça duyduğumuz, 1999 depreminde çocuk olanların “Deprem Dede” olarak hatırlayacağı rahmetle andığımız Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara’yla özdeşleşen ancak astronomi alanında da ülkemizin öncüsü büyük bir kurumumuz var: Kandilli Rasathanesi. Bu yazımızda Kandilli Rasathanesi’nin tarihine göz atmak istedik. İyi okumalar.

Osmanlı Dönemi

Hepimizin ortaokul ve lise dönemi tarih derslerinden aklında kalan isimlerden biri şüphesiz Ali Kuşçu’dur. 1450’de Semerkand Rasathanesi’ni kuran Uluğ Bey’in öğrencisi olan Ali Kuşçu, Fatih Sultan Mehmed’in himayesinde Osmanlı topraklarına gelmiş ve 1473’te Ayasofya Medresesi Müderrisiliğine atanmıştır. Burada matematik ve astronomi dersleri veren Ali Kuşçu’nun 1474’teki ölümünden sonra Osmanlı’daki astronomi çalışmaları namaz vakitlerinin tespiti ve ezan saatinin ayarlanmasıyla sınırlı kalsa da kendinden sonra gelenler için yol açmıştır.

Kopernik’in Güneş’in gökyüzü sisteminin merkezi olduğunu ilan etmesiyle hemen hemen aynı dönemde III. Murad’ın izniyle Mısır Medresesi müderrislerinden Takiyüddin tarafından Osmanlı Devleti’nin ilk rasathanesi Pera Tepesi’nde kuruldu. Takiyüddin kendinden önceki astronomik aletleri küçülterek yeniden tasarlamış, aynı zamanda Güneş, Ay ve sistemimizdeki diğer gök cisimleriyle ilgili çalışmaları yapmıştır. Bunların içinde en önemlisi 11 Eylül 1577’den itibaren İstanbul’dan da görülebilen bir kuyrukluyıldızın takip edilmesi ve yazıya dökülmesidir.

Devletin bu ilk rasathanesinin sonu ise maalesef bir fetva ile gelmiş ve 21 Ocak 1579 günü Kaptanı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından top ateşiyle yıkılmıştır.

Rasathane-i Amire

Osmanlı’daki astronomik çalışmalar Takiyüddin’in ilk rasathanesinden sonra Tanzimat Dönemi’ne kadar durmuştur. Verilen medrese eğitimi ise Ortaçağ astronomik bilgilerinden ve yöntemlerinden oluşmaktaydı.

Tanzimat Dönemi’nde reform hareketleriyle yenilenen Osmanlı askeri eğitim sistemi ve Harbiye’nin yeniden yapılanmasıyla modern astronomi eğitimine geri dönülmüştür. Bu kapsamda 1868’de Osmanlı Devleti’nin ikinci resmi rasathanesi hizmete girmiştir. Meteorolojik gözlemlere odaklanan rasathanede 1894 İstanbul depreminin ardından sismik araştırmalarla ilgili eksiklikler tespit edilmiş ve Avrupa’dan uzmanlar çağırılarak deprem araştırmalarına da başlanmıştır. İtalya’dan sipariş edilen iki sismografın biri Rasathane-i Amire’ye diğeri Yıldız Sarayı’na yerleştirilmiştir.

Rasathane-i Amire de ilk rasathane gibi siyasi olaylara kurban gitmiş, 12 Nisan 1909’da gerçekleşen 31 Mart Vakası sırasında tahrip edilmiş, rasathaneden kurtarılabilen aletler korunmak üzere Kabataş Lisesi’ne teslim edilmiştir.

Kandilli Rasathanesi’ne

Kandilli Rasathanesi’nin ilk müdürü ve Cumhuriyet dönemi deprem çalışmalarının tanınmış ismi Fatin Gökmen

1911’den itibaren eski binadan kurtarılanlarla ve hükümetin verdiği destekle yeniden başka bir mekanda inşasına karar verilen Rasathane özellikle 1912’den itibaren müttefik Alman uçaklarına meteorolojik gözlem ve tahmin ulaştırılması amacıyla meteorolojik çalışmalara başlanmıştır. Astronomi alanında Cumhuriyet döneminin öncülerinden olan Fatin Gökmen rasathaneye müdür olarak atanmıştır.

Osmanlı’nın son yıllarında verilen dürbün siparişi ancak 1935’te dürbün binasının yapılmasıyla tamamlanmıştır. Bu dürbünün çapı 20 santimetredir. Fatin Gökmen’in anlatımına göre o dönem rasatlarda 20, 50 ve 110 santime kadar olan dürbünler bulunmaktaydı ve Türkiye ancak bunlardan 20 santimetreliğine sahip olabilmişti.

Cumhuriyet dönemiyle birlikte meteorolojik çalışmalar için farklı bir teşkilat kurulması fikri ortaya atıldı ve Kandilli Rasathanesi sadece astronomik ve sismolojik faaliyetlere yöneltildi. 1924’te saatlerin ayarlanması ve Rasathane’nin yeni bir binaya kavuşturulması için çıkarılan kanunla Rasathane aynı zamanda Darülfünun’a bağlanması istenmişse de Fatin Gökmen’in karşı çıkmasıyla genel müdürlük olarak çalışmaya devam etti.

1982 yılına kadar Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğrenim Müdürlüğü’ne bağlı faaliyet gösteren Rasathane bu tarihte Boğaziçi Üniversitesi bünyesine geçerek Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü olarak faaliyetine devam etmiştir.

Bugün Enstitü bünyesinde Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı, Jeodezi Anabilim Dalı ve Jeofizik Anabilim Dalı olarak üç dalda akademisyenler yetişmekte ve araştırmalar yapılmaktadır. Bünyesindeki modern ve teknolojik altyapıyla günümüzde de deprem araştırmaları konusunda ülkemizin öncü kurumu olmayı sürdürüyor.

Beğen ve paylaş!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Büyük İskender: Dünyayı Fetheden İmparator

Çar Oca 6 , 2021
Tarihte çok az hükümdar vardır ki bilinen dünyanın tamamına yakınını fethetmiş, tek bir devlet ve yönetim altında birleştirmiş olsun. Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri’nin tüm dünyada kurduğu siyasi ve kültürel hegemonyasını kaybetmekte olduğu tartışıladursun, biz geçmişte bunu tam anlamıyla sağlamış bir hükümdarın bıraktığı ize bakalım. Bahsettiğimiz hükümdar ise Yunanca aslıyla Aleksandros, […]
Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial