Kahvenin Tarihi

Uzun bir iş gününe başlamadan önce enerji toplamak için, yorucu bir günün sonunda biraz dinlenip keyif yaparken ya da arkadaşlarla biraraya gelinen sıcak ortamlarda ağzımızı tatlandırmak için büyük çoğunluğumuzun vazgeçemediği bir içecek var: kahve.

Türk kahvesinin yüzyıllardır evlerimizin demirbaşlarından olmasının yanında, günümüzde zincir kahve dükkanlarının her köşebaşında belirmesiyle kahvenin envai çeşidiyle de tanışmış olduk.

Peki bu tiryakilik yaratan içecek hayatımıza nasıl girdi? Gelin birlikte göz atalım?

Kahvenin keşfedilişi hakkında dünyanın çeşitli yerlerinde efsane haline gelmiş hikayeler anlatılmaktadır. Ancak bunların en bilineni ve kabul göreni Etiyopya kaynaklıdır. Rivayete göre sekizinci yüzyılda Etiyopya’nın Kaffa bölgesinde yaşayan Kaldi adında bir çoban koyunlarının kırmızı bir meyveyi yedikten sonra daha canlı ve hareketli olduğunu fark eder. Bu meyveyi kendisi de dener. Verdiği canlılık hissini kendisi gibi halk da çok sever ve bu meyvelerin tüketimi giderek yayılır. Bu bitkiden sihirli meyve olarak bahsedilmeye başlanır ve Kaffa’da keşfedilen bitkinin adı Arapça dahil birçok dile bu bölgeden girer.

Başka bir rivayete göreyse kahveyi ilk deneyen Hz. Süleyman’dır. Hz. Süleyman ziyaret ettiği bir şehirde, hastalanan insanlara, Cebrail’in buyruğu üzerine kahve çekirdeklerinden bir içecek hazırlayıp verir ve tüm hastalar iyileşir.

Kahvenin tam olarak nerede ve ne zaman keşfedildiği kesin olmasa da dünyaya yayılışı hakkında nispeten daha kesin bilgiler mevcut. Etiyopya’da ilk başlarda kahvenin un haline getirilen çekirdeklerinden ekmek yapılırdı. Bu un ayrıca suda demlenerek de bugün içtiğimize benzer bir içecek elde edilirdi. 6. Yüzyılda Etiyopyalılar Yemen bölgesini ele geçirdi ve 50 sene kadar burada hüküm sürdüler. Yanlarında kahve çekirdeklerini de götüren Etiyopyalılar Arapları kahve bitkisiyle tanıştırdı. Araplar da bu çekirdekleri sulama kanalları vasıtasıyla yöredeki tepelerde ekip kendi kahvelerini yetiştirmeye başladı. Kahve Arap yarımadasında yayılırken 14. Yüzyılda yeni bir keşifle artık çekirdekleri kavrulduktan sonra içilmeye başladı ve 15. Yüzyıl sonu 16. Yüzyıl başlarında Aden, Kahire, Mekke gibi merkezlere de yayıldı.

Osmanlıda kahve

Kanuni Sultan Süleyman döneminde yani 1520-1566 yılları arasında Yemen Valisi Özdemir Paşa Yemen’de denediği ve çok sevdiği bu içeceği İstanbul’a getirdi. Osmanlı sarayı kahveyi  o kadar sevdi ki sarayda bir de kahvecibaşı kadrosu açıldı

İstanbul ve Anadolu’da giderek yayılan kahve, çekirdekleri önce tavalarda kavrulup dibeklerde dövüldükten sonra, cezvelerde pişirilerek  Türklere özgü yeni bir şekilde tüketilmeye başlandı. Ahali kahveyi o kadar sevdi ki 1544’te Tahtakale’de iki Suriyeli Arap ilk kahvehaneyi açtı.

Avrupa

Kahveyi Avrupa’ya götürenler ise Osmanlı’yla ticari ilişkileri çok güçlü olan Venedikli tüccarlar oldu. İlk kez 16. Yüzyıl sonu 17. Yüzyıl başında İtalya’ya giden kahve burada da çok sevildi. Önceleri sokakta limonatacıların sattığı kahve, 1645’te ilk kahvehanenin açılmasıyla toplumsal hayata giderek yayılmaya başladı. 1600’de Papa 8. Klement’in kahveyi bir Hıristiyan içeceği olarak onaylaması bu yayılışı hızlandırdı. Kahve 1643’te Paris’e, 1651’de  Londra’ya ulaştı. Öğrenciler, sanatçılar ve her kesimden halk bu kahve dükkanlarında toplanıp sohbet etmeye başladı. Şu an hala dünyanın işler durumdaki en eski kahve dükkanı, yine Venedik’te bulunan ve 1720 yılında açılan Caffe Florian’dır.

Avrupa dışında ilk büyük ölçekli kahve üretimiyse Hollanda Doğu Hint Şirketi’nin Endonezya’nın Java adasına kahve çekirdeklerini götürmesiyle başladı.

Kuzey Amerika’ya gelince, İngiliz sömürgecilerinin götürdüğü kahve, burada diğer bölgeler kadar başarılı olamadı çünkü, karşısında İngilizlerin milli içeceği sayılabilecek güçlü bir rakip vardı: çay. 1773’te, tarihe Boston Çay Partisi olarak geçen, ve İngilizler’in Kuzey Amerika’ya çay ithalatını yasaklamasıyla sonuçlanan ayaklanmayla kahvenin, Kuzey Amerika’da yayılması da hızlandı.

Kahve ticaretinin en geniş ve en karlı dönemiyse, kahvenin Fransızlar tarafından Karayipler’e getirilmesiyle başladı. Kahve bitkisinin Karayip iklimini çok sevdiği anlaşılınca, tarihte plantasyonlar olarak bilinen büyük kahve çiftlikleri kurulmaya başladı.

1727’de Brezilya’ya giriş yapan kahve, Rio de Janeiro ve Sao Paula çevresinde sınırlı bir şekilde ekilmeye başladı. 1800’de hiç kahve ithalatı olmayan Brezilya, 1830’da bölgesel bir üretici konumuna gelirken, 1852’de dünyanın en büyük kahve üreticisi haline geldi. 19. Ve 20. Yüzyıl boyunca Kolombiya, Guatemala, Venezuela ve neredeyse tüm Orta ve Güney Amerika’ya yayılan kahve üretiminde,  Brezilya günümüzde hala en büyük üretici olmayı sürdürüyor. Brezilya’yıysa sırasıyla Vietnam, Kolombiya, Endonezya, Etiyopya ve Honduras izliyor.

Türk kahvesiyle ünlü ülkemizin iklimi ise, kahve bitkisinin narin yapısı dolayısıyla geniş çapta üretimine izin vermiyor, ancak, Antalya ve Mersin’de deneysel amaçlı kahve üretimi denemelerinde ilk kez 2019’da ürün alındığı biliniyor. Kim bilir, belki seracılıkla dünyaya geleneksel olmayan yollarla sebze-meyve üretip satan ülkemiz, üretim teknolojilerinin gelişmesiyle bir gün dünyayla yarışacak kadar olmasa da kendine yetecek kahve üretimini gerçekleştirebilir.

Beğen ve paylaş!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial