Dan Brown’ın Origin Kitabında Geçen Bazı Yerler

Dan Brown’ın Origin adlı eseri sürükleyici hikayesinin yanı sıra içinde hikayenin çeşitli bölümlerinin geçtiği tarihi ve turistik mekanlarla okuyucuyu uzun bir yolculuğa da çıkarıyor. Biz de Origin’de geçen mekanlardan bazılarını listeledik. Keyifli okumalar.

Guggenheim Museum – Bilbao

Guggenheim Museum

İspanya’nın kuzeyindeki Bask Bölgesi’nde bulunan Guggenheim Müzesi faaliyete geçtiği 1997 senesinde Frank O. Gehry imzalı binasıyla açıldı. Aslında müze, sanat dünyasına yeni bir soluk getirmek istediğini daha temellerinde yani bina tasarımında ortaya koymuştu. Gehry’nin bilgisayar destekli tasarımının hayata geçirilmesinde geleneksel yapı malzemeleri yerine titanium, cam, kireçtaşı gibi yenilikçi malzemelerin kullanılması modern sanat üzerine uzmanlaşan müzenin kendini ifade biçimiydi denebilir.

Bilbao Guggenheim Müzesi çağdaş sanata verdiği önemi içerisinde sergilenen birçok sanat eseriyle göstermiş, adeta modern sanatın Avrupa’daki kalelerinden biri haline gelmiştir. Origin‘de Dan Brown’ın Guggenheim Müzesi’ni çok kritik bir öğe olarak kullanmasının ardında yatan sebep de Edmond Kirsch’in fikirlerinin Müze’nin temsil ettiği birçok değerle örtüşmesi.

Müze’de sergilenen ve Origin kitabında da detaylıca anlatılan sanat eserlerinden bazıları da günümüz modern sanatında kendine çok önemli yer edinmiş eserler. Örneğin, Richard Serra’nın The Matter of Time‘ı, Louise Bourgeois’in dev örümceği Maman’ı, Fujiko Nakaya’nın Fog Sculpture‘ı Yves Klein’ın Large Blue Anthropometry‘si yaratıldıkları dönemde sanatta çığır açmış ve Müze’de sergilenmekte olan eserler.

Maman
Maman

Bilbao Guggenheim Müzesi modern sanatla tanışmak ya da modern sanata karşı algılarını açmak ya da genişletmek isteyenlerin mutlaka ziyaret etmesi gereken bir mekan.

Montserrat Manastırı – Monistrol de Montserrat

Montserrat Manastırı

Barselona’nın yaklaşık 50 kilometre batısında yer alan bu Hristiyan mabeti 10. yüzyıla uzanan tarihi ve halen kullanımda oluşuyla ilgi çeken bir turist destinasyonu. Kitapta, Kirsch’in manastıra giderken kullandığı teleferikte bir dağ yamacına kurulan manastırın ve çevresinin manzarası da eşsiz güzellikte görüntüler sunmakta.

Dohány Sokağı Sinagogu – Budapeşte

Avrupa’nın en büyük ve Dünya’nın beşinci büyük sinagogu olan Dohány Sokağı Sinagogu 3000 koltuk kapasitesiyle Avrupa Yahudileri’nin önemli dini merkezlerinden biridir. 1859’da ilk kez ibadete açılan Sinagog, İkinci Dünya Savaşı’nda Macaristan’ın Nazilerce işgali sırasında bombalamalara ve saldırılara maruz kalsa da savaş sonrası dönemde tekrar hizmete girmiştir.

Kraliyet Sarayı – Madrid

Royal Palace of Madrid

Madrid’deki Kraliyet Sarayı İspanya Kraliyet Ailesi’nin resmi ikametgahıdır ancak Kral VI. Felipe’nin ve Kraliyet Ailesi’nin daha mütevazı olan ve şehrin dışında yer alan Zarzuela Sarayı’nda ikamet etmeyi tercih etmesi dolayısıyla günümüzde sadece resmi törenler için kullanılmaktadır.

Tarihi İber Yarımadası’ndaki Müslüman hakimiyeti zamanına uzanan saray o zamanlar bir savunma kalesi olarak inşa edilmiş, hüküm süren birçok kralın kaleye yaptığı eklentilerle bugünkü haline zaman içinde ulaşmıştır.

La Sagrada Familia – Barselona

La sagrada familia

Barselona denince birçoklarının aklına ilk gelen yapılardan olan La Sagrada Familia Katedrali ününü aslında mimarı Antoni Gaudí’nin fikirlerine ve alışılagelmiş Hristiyan mimarisinden farklılıklarına borçlu. Aynı zamanda Barselona siluetinde eşsiz bir yere sahip olan katedralin inşaatıysa yüzyılı aşkın süredir devam etmekte.

Origin kitabında da anlatıldığı gibi doğanın ve fiziksel güzelliklerin oldukça büyük bir hayranı olan Antoni Gaudí Barselona’da inşasına 1882’de başlanan yeni katedralin tasarımını 1883’te devraldığında bunu bu hayranlığını ortaya koyacak ve aynı zamanda Hıristiyan inancına da bağlılığını gösterecek şekilde yapmak ister ve ortaya bu muhteşem eser ortaya çıkar. 1882’den beri devam eden inşaatın bitiş tarihi olarak Gaudí’nin yüzüncü ölüm yıldönümü olan 2026 tarihi planlanmaktadır.

Casa Mila – Barselona

Casa Mila

Yine Gaudí’nin Barselona’ya armağanlarından sayılabilecek bu yapı 1906-1910 yılları arasında yapılırken zamanın mimari anlayışına aykırı tarzı sebebiyle La Pedrera-Taş Ocağı olarak anılmıştır.

Bu mimari sanat eseri UNESCO Dünya Mirasları Listesi’nde yer almaktadır. Bunun sebebini Casa Mila’yı ziyaret ettiğinizde çatısından, balkon nişlerine, avlusundan, çatı arasına kadar Gaudí’nin tarzını ve sanattaki ustalığını gördüğünüzde anlamak çok kolay. Gaudí binaya o kadar önem vermiştir ki binanın sadece inşasıyla değil içindeki döşemelerin, koltukların, sandalyelerin ve hatta kapı kulplarının bile kendi tasarımı olmasını istemiş ve tek tek tasarlamıştır.

Beğen ve paylaş!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

İspanya'daki Türkler: Los Turcos

Paz Nis 5 , 2020
Arda Turan’ın Barcelona’ya transferi sonrası Real Madrid’e karşı Barcelona’yı destekleyen Türkler’in sayısında mütevazi sayılamayacak bir artış oldu kuşkusuz. Avrupa’nın güneybatı ucundaki yarımada İspanya bizlerin hayatında bu zamana kadar futboluyla, flamengosuyla, Ibizasıyla yer aldı. Ancak, İspanya’da Türkiye’nin ilgisini daha fazla çekmesi gereken bir kasaba var: Sax. İspanya’nın Valencia bölgesinde yer alan […]
Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial