Uzay Yarışı: Uzaya Ulaşan Soğuk Savaş

19 Nisan 2021 günü insanoğlunun uzay macerasında mihenk taşlarından biri olarak tarihteki yerini aldı. NASA’nın yeniden insanlı uzay yolculuğu projesini başlatılırken hedef bu sefer Kızıl Gezegen Mars olarak seçildi. Bu kapsamda 30 Temmuz 2020’de Perseverance programı başlatıldı ve Perseverance 18 Şubat 2021’de Mars’a iniş yaptı. Mars’ta hayat arayışında bilimsel veriler toplamayı amaçlayan Perseverance’ın ardından 19 Nisan 2021’de Ingeniuty adlı “uzay helikopteri” Mars yüzeyinden uzaktan kontrollü olarak ilk kalkışını gerçekleştirdi ve tarihe geçti. 21. yüzyılın teknoloji lideri olarak tanımlanan Elon Musk’ın SpaceX şirketinin uzaya çıkıp tekrar Dünya’ya iniş yapabilen Falcon roketleri ise uzay yolculuğunda olanakları bir üst seviyeye taşıdı ve NASA’nın Mars görevinde Mars’a astronotları taşıyacak ateşleyici ve modülün yapım ihalesini SpaceX aldı ve ilk kez bir özel şirket uzay taşımacılığında yetki aldı ve NASA’nın partneri oldu. 2010’lu yıllarda Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un sahibi olduğu Blue Origin şirketinin de yarışı hızlandırmasıyla yarış artık özel şirketler arasındaki bir rekabete döndü. Bugüne kadar uzaya insanlı araç gönderen devlet sayısı üç: Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Sovyetler Birliği/Rusya ve Çin. Günümüzde uzay yarışı olarak tanımlayabileceğimiz rekabette ise Japonya, Hindistan, Birleşik Krallık gibi devletlerin uzay programlarına ayırdıkları bütçeler ise muazzam boyutta.

Ingeniuty, Mars yüzeyinden ilk kalkışını gerçekleştiriyor. (NASA)

Ancak bu hikayenin bir başlangıcı var. Biz de İkinci Dünya Savaşı’na kadar geriye giden ve tarihe “Uzay Yarışı” olarak geçen dönemin bir fotoğrafını çekmek istedik. İyi okumalar.

İkinci Dünya Savaşı ve Roket Teknolojisindeki Gelişmeler

Roketle uzaya çıkma fikri ilk olarak yirminci yüzyıl başında Rus Konstantin Tsiolkovsky’nin “havacılığın formülü” olarak sunduğu ve roket gücüyle ivmelenip sonradan kendi ateşleyicilerini kullanacak bir hava aracı tasarımıyla ortaya çıktı. Ardından, Alman Hermann Oberth’in 1929’da sıvı yakıtla güçlendirilmiş roket motoru tasarımı geldi. Bunu Amerikan profesör Robert H. Goddard’ın katı yakıtlı roket fikri izledi.

Roket gücüne dair en ciddi çalışmalar ise Alman Nazi İmparatorluğu’nun dünyayı kasıp kavurduğu İkinci Dünya Savaşı yıllarında yapıldı. Asıl amaç dünya savaşını kazanmak için roketle fırlatılabilen ve uzak mesafelerden büyük tahribata sebep olabilecek silah yapımı olsa da çoğu savaş döneminde yaşandığı gibi askeri teknoloji ileride sivil teknolojinin gelişmesi açısından öncü rol oynadı. 1943’te Almanya, 1130 kilogramlık savaş başlıklarını 320 kilometre uzağa saatte 4000 kilometre hızla fırlatabilen V2 roketini geliştirdi ve bu tasarım sivil roket araştırmalarında çığır açtı.

Savaş sırasında ya da sonrasında Almanya’dan ABD ve diğer batılı ülkelere kaçan ya da davet edilen Alman bilim insanları roket çalışmalarına gittikleri ülkelerde devam etti. Bu bilim insanları arasında en bilinen ve gelecekte Amerikan uzay programının baş mimarlarından olan Wernher von Braun ve ekibi ise roket biliminin gelişmesinde en büyük gelişmelerden bazılarını gerçekleştirdi.

Bu sırada Sovyetler Birliği’nde ise hala savaş ve silah tarihinde önemli yerlerden birini dolduran Katyuşa roketleri geliştirildi. 82 milimetreden 300 milimetreye kadar başlık taşıyabilen Katyuşa roketleri 4.9 kiloluk savaş başlıklarını yaklaşık 12 kilometreye kadar fırlatabiliyordu. Bu özellikleriyle Alman teknolojisinin yanına bile yaklaşamasa da Katyuşa programı Sovyetler Birliği’nin gelecek uzay programlarının temelini oluşturdu.

Savaş Sonrası Dönem ve Soğuk Savaş’ta Uzay Yarışı

İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra Avrupa’daki yıkımla uğraşan eskinin lideri İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerden doğan boşlukta yeni bir güç dengesi oluştu. Artık dünya politikasında iki süper güç vardı: ABD ve Sovyetler Birliği. Bu iki süper güçten önce ABD’nin ardından Sovyetler Birliği’nin nükleer silah teknolojisine kavuşmasıyla birbirlerine karşı doğrudan bir savaş kusursuz bir yıkım anlamına gelmişti. Bu durumda dünyada etkisini artırmak isteyen iki devlet siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel bir savaşın içine girdi. Bu çatışma ve rekabet alanlarından biri de tabi ki yeni gelişen uzay teknolojileri alanındaydı. İşte, ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki uzay alanında gerçekleşen bu rekabeti bizler “Uzay Yarışı” olarak bilmekteyiz.

Soğuk Savaş Boyunca İki Devletin Uzay Programları (Vikipedi)

Sovyetler Birliği’nin Hızlı Yükselişi

ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sırasında nükleer bomba geliştirmesi ve savaşı bitirebilmek adına bunu on binlerce sivili de öldürecek şekilde kullanabilmiş olması, Dünya Savaşı sırasında Alman işgali sonucu zaten 27 milyon vatandaşını kaybetmiş Sovyetler Birliği’ni büyük endişeye sevk etti. Doğu Bloğunun etrafındaki neredeyse tüm ülkelerde Amerikan üsleri kurulması, NATO’nun doğrudan Sovyetler Birliği’nin ve komünizmin etkisinin dünyada yayılmasını önleme amacıyla oluşturulması gibi sebeplerle bu tehdide karşı koyabilmek için Stalin, kıtalararası balistik füze üretme emri verdi. Bu sayede ABD’nin nükleer tehdidine, Sovyetler Birliği etrafındaki Amerikan üslerini aşıp ABD’yi doğrudan kendi topraklarında vurabilecek bir teknoloji elde edilmiş olacaktı. Bu amaçla başlatılan çalışmalar sonucu 1957’de ilk Sovyet kıtalararası balistik roketi inşa edildi.

Buna karşılık ABD de aynı şekilde nükleer silahlarını dünya üzerindeki her noktadan Sovyet topraklarına ulaştırabilecek roket tasarlamaya başladı ve yine 1957’de Atlas-A adı verilen ilk kıtalararası roketine sahip oldu.

Askeri alandaki yarış 1955’te iki tarafın da Dünya yörüngesine küçük boyutlu yapay uydular gönderme programlarını açıklamasıyla farklı bir boyut kazandı. Yarışta ilk öne çıkan ise 4 Ekim 1957’de Sputnik-1’i Dünya yörüngesine yerleştirmeyi ve sinyal almayı başaran Sovyetler Birliği oldu. Buna cevaben ABD de 1958’de Explorer-1 adlı yapay uydusunu Dünya yörüngesine yerleştirdi. 1958 ayrıca Eisonhower’ın girişimiyle Amerikan Havacılık ve Uzay İdaresi yani tüm dünyanın bildiği adıyla NASA’nın kuruluş yılı oldu.

İlk uydunun yörüngeye oturtulmasının ardından yeni hedef dünyanın doğal uydusu Ay’a ulaşabilmek oldu. Bu amaçla başlatılan Luna programıyla Sovyetler Birliği 1959’da Ay’a sert iniş yapmayı, ardından Ay’ın yörüngesinden dönerek Dünya’ya dönüşü başardı. ABD’nin Ay’a ulaşma çabası ise 1959-1962 arasında başarısız girişimler olsa da 1964’te ilk başarılı Ay inişi gerçekleştirildi.

Sovyetler Birliği’nin dünyayı şaşırtan şekilde bir gün kozmonot Yuri Gagarin’i Dünya yörüngesine götürüp güvenli bir şekilde yeryüzüne indirdiğini açıklaması şok etkisi yarattı. 12 Nisan 1961’deki bu gelişme Soğuk Savaş’ın iki tarafı arasındaki uzay yarışında dengeyi Sovyetler Birliği’nden yana ciddi şekilde bozdu.

yuri-gagarin
Dünya yörüngesine ulaşan ilk insan: Yuri Gagarin.

ABD Uzay Programı’nın Yeniden

Doğuşu Ve Ay’a İlk İnsanlı Yolculuk

Sovyetler Birliği’nin uzaya ulaşan ilk aracı ve ilk insanlı aracı gönderen ülke olması ABD’de büyük hayal kırıklığı yaratsa da Eisonhower’dan sonra başkanlığa gelen John F. Kennedy’nin uzay programına inancı ve büyük desteği NASA için işleri değiştiren bir gelişme oldu. Kennedy özellikle Kongre’ye uzay programı için gereken finansmanın sağlanması için baskı yaptı ve bunun gerekliliğini kabul ettirdi. Lyndon B. Johnson Uzay Merkezi inşaatı sırasında yaptığı bir konuşmanın başlığı ise ABD’nin yeni hedefini ve inancını ortaya koymakta yeterliydi: “Ay’a Gitmeyi Seçiyoruz.”

5 Mayıs 1961’de Mercury roketiyle uzaya ilk çıkan Amerikalı ise Alan Shepard oldu. Bunu izleyen zamanda 1961-1966 yılları arasında gerçekleştirilen 12 ayrı fırlatmayla Gemini Programı adı verilen uzay yürüyüşü, insanlı araçlarla yörüngeye giriş-çıkış, farklı bir araca kenetlenme, uzayda önce 8 sonra 14 güne kadar kalınmasını içeren gelişmelerin gerçekleştiği program Ay’a insanlı uçuşun hedeflendiği Apollo programının hazırlayıcısı oldu.

12 kez fırlatılan Gemini roketlerinin platformdan ayrılış anları.

Bu sırada Sovyetler Birliği de Soyuz programını ilerletmekteydi. Ancak ilk denemede üç günlük planlanan yörünge seyahati elektrik ve kumanda arızası sonucu acil geri dönüşle ve bu acil dönüş sırasında Rus Kozmonot Vladimir Komarov’un hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı.

Apollo-1 için de tarih bir faciayla başladı. 27 Ocak 1967’de bir yer testi sırasında 3 astronotun bulunduğu kumanda modülünde çıkan yangın sonucu 3 astronot da hayatını kaybetti ve programa yaklaşık 22 ay ara verildi. Bu sürede güvenlik protokolleri ve tasarım hataları üzerine yoğunlaşılırken aynı zamanda fırlatma roketlerinin ve insansız uçuş protokollerinin testleri gerçekleştirildi.

Bütün bu çabaların, kaybedilen hayatların ve yatırılan milyarlarca dolar değerindeki finansmanın sonucu ise 21 Temmuz 1969’da alındı. 16 Temmuz 1969’da Mercury-V roketiyle Kennedy Uzay Merkezi Fırlatma Kompleksi’nden fırlatılan üç astronot Neil Armstrong, Michael Collins ve Edwin “Buzz” Aldrin 3 gün sonra Ay yörüngesine ulaştı ve iki gün sonra Neil Armstrong ve Buzz Aldrin’in bulunduğu Ay Modülü Eagle Ay yüzeyine iniş yaptı. 6 saatlik hazırlık ardından Neil Armstrong Ay yüzeyine ayak basan ilk insan olarak o ünlü cümleyi kurdu: “Bu benim için küçük bir adım, insanlık için büyük bir sıçrama.” 19 dakika sonra ise Buzz Aldrin Ay yüzeyindeki ikinci insan oldu. Bu sözler aynı zamanda Kennedy’nin ünlü konuşmasında koyduğu “bu on yılın sonundan önce Ay’a insan gönderip güvenle geri getirme” hedefinin tam 161 gün önceden tamamlandığı anlamına geliyordu.

ABD’nin kesin zaferini ortaya koyan fotoğraflardan biri. (NASA)

Bu tarihten sonra zafer kesin olarak ABD’nin eline geçti. 3 yıl içinde Ay’a 5 kere daha insanlı uçuş gerçekleştirildi ve Apollo 17 mürettebatı Ay yüzeyinde 75 saat geçirerek ve tekerlekli Ay aracıyla 30 kilometre mesafe kaydederek tarihe geçtiler.

SSCB ise 1969’da ABD’nin büyük başarısı ardından alt yörüngeye kurulabilecek kalıcı bir istasyon çalışmalarına başladı ve 1986’da Mir adı verilen ilk uzay istasyonunu yörüngede sabitledi.

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucu Soğuk Savaş’ın da kesin bir şekilde bitmesi ise iki tarafında çok pahalıya mal olan uzay programlarını askıya almasına sebep oldu. Günümüze kadar Uluslararası Uzay İstasyonu kapsamında ABD ve Rusya’nın da dahil olduğu birçok ülke Uzay İstasyonu’na sundukları katkıyla Uzay Yarışı’nı Uzayda İşbirliği’ne çevirdi. Ancak günümüzde Çin, Hindistan gibi yeni devlerin uzay programlarını hızlandırmaları ile yeni bir rekabet hissine kapılan ABD’de NASA ve özel sektörün işbirliği ile artık hedef Mars. Bu hedef Elon Musk gibi hırslı dâhilerin de katkısıyla yeni bir umut ve yeni bir ufuk olmaya devam edeceğe benziyor.

uzay-yarisi
21. yüzyılın Uzay Yarışı’nda ABD’nin yeni rakipleri Çin, Japonya, Hindistan gibi devletler.

Hindenburg Faciası yazımıza ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Kaynak: Vikipedi

Beğen ve paylaş!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

İki Padişah, İki Portre, İstanbul'da

Pts May 10 , 2021
Son  dönemde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin girişimleriyle tekrar Türkiye’ye kazandırılan ve döneminin en ünlü ressamları tarafından yapılan portre formatındaki Osmanlı Padişahı tabloları ilgi çekiyor. Önce 25 Haziran 2020’de açık arttırmadan alınan Fatih Sultan Mehmet tablosunun ardından Mart 2021’de yapılan bir açık arttırmada satın alınan Kanuni Sultan Süleyman tablosu da alıcısı tarafından […]
fatih-portre
Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial